28 Aralık 2010 Salı

Çok Özele İnmeyiniz!!!

Yazıma birkaç farklı şekilde başlamaya çalıştım.
Olmadı…
Bu şekilde başlayayım dedim içimden.
Baktım ki yeni yazılarımı heyecanla beklemiyorsunuz, bende yazmaya devam edeyim dedim. Bazen, yazarken şizofrenik duygulara kapılıyorum, sanki birileri okuyor yazılarımı diye. Aslında çok da şizofrenik değilmiş anladım. Google amcanın böcekleri okuyormuş ez azından. Tabi yazdıklarıma anlam verebiliyorlar mıdır bilemem.
Son yazdığım yazının sonunda bir laf etmişim hunharca, “Bu arada sevgili özel güvenlikçi arkadaşlar, sizden nefret ediyorum. Hemen hemen hepinizden.” diye.
Neden böyle bir söz ettiğim aklıma geldi okurken, buna da bir açıklık getireyim dedim.
Canım ülkemde yeni bir oluşum sayılır özel güvenlikçilikçikcikcik. Eskiden yoktu yada zabıta idi adları onların. Mesela ben seka lojmanlarındayken kapıda olurdu zabıta amcalar. Günün her saati çay olurdu kulübelerinde. Şimdikiler öyle değil bellerinde kelepçeye kadar her türlü alet edevat var. Sanki kelepçe takmaya hakkı varmış gibisinden. Birde jopları olur tüm ihtişamıyla. Bir nevi özel güvenlik şarj aleti gibidir o jop. Kullanma hakkı yoktur o jopu. Bir olay cereyan ettiğinde elleri jopa gider şarj veya deşarj olurlar anında.
Gelgelelim benim ne alakam olur özelle, güvenlikle yada hepsiyle. Arada oluyormuş demek ki.

Episode 1
Nedense bu geldi aklıma bölümlere ayırmak için olayları. Türk Dil Kurumu tependen baksın sana İngilizce.
Bir dil kursuydu yanlış hatırlamıyorsam. Sevgilimi alacaktım kurstan. Hava soğuk ve yağmurluydu. Çıkmasına takriben 1 ders saati kadar bir süre vardı ve ben yapacak bir şey bulamayıp kursun önünde beklemeye başlamıştım. Türk insanı işte yapacak bir şey bulamadı mı etrafına bakınır, içten içe yorum yapıp durur kendince. Aynen bu tanımlamalardan fırlamışçasına dikiliyordum oracıkta. İlerleyen dakikalarda kursa gelen öğrencilerin üst kata çıkabilmek için nüfus kağıtlarını, kaba tabirle kafa kağıtlarını güvenliğe bıraktıklarını gördüm. Olay daha başından ilginç gelmeye başlamıştı şahsıma. Dakikalar ilerliyor öğrenciler geliyor gidiyor. Nüfus kağıtları havada uçuyor. Daha sonrasında bir sakinlik çöktü ve artık öğrenci gelmiyordu. Ama gözüm nedendir bilinmez özel güvenlik kulübesine takılmıştı. İçeride ki tipler gülüşüyorlar, birbirlerine bir şey gösterip dudak büküyorlar falan. İnsanın başına ya meraktan yada meraktan gelirmiş dercesine bende o merakla neye bakıyorlar da gülüşüyorlar dedim içimden ve konumumu biraz daha değiştirip ellerindekine bakmak istedim.
Evet konumum müsait ve görebiliyorum. Pembe kağıt üzerine yazılmış yazılar, imzalar, mühürler, kağıdın üzeri PVC kaplı ve fotoğraf var birde. Evet bunlar nüfus kağıtlarıydı, hem de bayan nüfus kağıtları. Bir an beynim durmuş olmalıydı, ne yaptıklarını, neden sıra sıra baktıklarını anlayamadım. Dudak bükmeler gülüşmeler, beğenme ifadeleri falan. Kafamda çanlar haykırırcasına birbirine vurmaya başladı o anda. Evet motor yağ yakıyordu artık. Bir çare olmalıydı. Mantığım sakin ol derken, küfürle karşılık verdi bedenim ve içeri daldım. İlk sorum mantık çerçevesinde değildi sanırsam.
-Ne yapıyorsunuz siz?
Ö1. Ö2.-…..!!!?????
-Nüfus kağıtlarıyla ne yapıyorsunuz?
(Sanırsam basıldıklarını anlamış olmalılar. Çünkü cevaplar ardı ardına ve alakasız bir şekilde çınladı koridorda.)
Ö1. – Kağıtları topluyorduk.
Ö2. – Benim kuzenimin nüfus kağıdı vardı da onu arıyoruz.
-Deminden beri sizi izliyorum, ne yapıyorsunuz siz ya?
Ö1. – Ya sıraya koyuyoruz kağıtları, çıkışta karışıklık oluyor diye.
- Neyin sırasına koyuyorsunuz ulan, neye göre sıralıyorsunuz.
Ö1. – Doğum tarihine göre sıralıyorduk.
(Sıçıp ta böyle sıvayan görmedim ben hayatımda.)
-Ulan delirtmeyin beni, sen nereden biliyorsun milletin doğum tarihini, yüzüne bakınca mı anlıyorsun ulan bunu.
Ö1. – Bakın beyefendi, düzgün konuşunuz.
(O an ne beyefendiyim ne de düzgünüm ne de başka bir şey. O an sinirliyim, o an bir sonraki kelimemi, adımımı, hareketimi hiç tasarlamıyorum kafamda. Önüme çıkma özel güvenlik ezerim senin beynini bir böcek gibi.)
-Ne düzgünü ulan, başlatma düzgününe.
(Bu dakikadan sonra kelimeler kifayetsiz kalmıştır. Karşı taraf üç kişiydi ve onlarda benim sert tavrımı sertlikle bastırma çabası içerisindeydiler. Gözlerim tüm keskinliğiyle olacakları görse de umuruma gelmeyen tavrımla üçünü de titretmiştim oracıkta. Bütün kurs bizim sesimizi dinlemiş oracıkta. Olayın vahametini anlayan güvenlikçi Ö1. İyice sertleşip üzerime yürüyordu. Geri adım atmadım ve olaya şahit olan birkaç kişi aracılığıyla herhangi bir darp olmadan ben dışarı çıkmıştım. Tekrardan izlemeye koyuldum. Sinirime hakim olamıyordum. Böylece ortada kalamazdı bu durum. İçeri tekrardan girip müdürün nerede dedim ve şikayet edeceğimi anladı. İlk dakikalarda ıkındı sonra ferahça söyledi yerini. Çünkü aklına müdürün dışarı çıktığı gelmişti. Aşağı indiğimde dalga geçen bir edayla süzdü beni. Sakın kurtuldum sanma dedim ve xxx özel güvenlik firmasının telefonunu çok rahat bulabilirim dediğimde, gözündeki korkuyu istemese de yansıtıyordu. Bir sürü araştırma şikayet vs. ilk olayım böylece kapanmış oldu.
O andan itibaren kılımdır zaten Özelini tartakladığım güvenlikçilere.

Episode 2
Tekrardan bir eğitim yuvası önü ve tekrardan sevgilimleyim. Üniversite öğrencisiyim fakat şuanda gireceğim üniversite başka bir üniversite ve misafir olarak giriş kartımı almak için çok hoşlandığım özel güvenlik kulübesinin önündeyim. Ziyaretçi kartımı alabilmem için iki prosedür var. İlki kimliğimi oraya teslim etmek, ikincisi misafiri olduğum kişinin KİMLİK BİLGİLERİNİ bildirmek.
Kimliğimi teslim etmiştim ve kız arkadaşımda kimlik bilgilerini alacakları için cüzdanı açarak, cüzdanın şeffaf kısmında bulunan kimliği çıkartmadan güvenliğe cüzdanını uzattı. Fakat cüzdanı almak istemeyen güvenlikçi kimliği çıkartır mısınız dedi. Daha sonrasında kız arkadaşım, cüzdan şahsi bir eşya olduğundan almak istemediğini düşündüğü için, önemli değil bu şeklide alabilirsiniz gibi son derece iyi niyetli ve temiz bir tavırla cevap verdi. Fakat karşılık olarak “anlamıyor musunuz ya çıkartın dedim şu kimliği” diye bir cevap duyunca, benim motor yine yeni yeniden yağ yakma durumuna geçmeye başlamıştı. Ama bu sefer daha sakin bir tavırla, “kötü bir niyetle söylemedik, bu sert tavır niye”, diye sakin bir tonla cevap verdim. Bu sırada kız arkadaşım kimliğini çıkartmış ve uzatmıştı.
Ö1.-Kimliği çıkartın dedim siz ne yapıyorsunuz.
-Bakın hanımefendi güzellikle söyleyebilirsiniz bunu, kime ne sebeple sesinizi yükseltiyorsunuz siz.
(Arka tarafta bizi izleyen diğer güvenlik ayağa kalktı, yavaşça cama yaklaştı ve o anda ipler gerilmekten tel tel ayrıldı ve en nihayetinde koptu.)
Ö2. – Sen kimle konuşuyorsun böyle? Al kimliğini, almıyorum seni içeriye.
(İlk etapta güldüm)
-Sen kimsin beni almıyorsun, bana birde burada artistlik yapıyorsun?
Ö2. – Hikmet bey arkadaşı uzaklaştırır mısınız.
-Çek elini senin böyle bir hakkın yok, bana dokunamazsın.
Tekrardan sinirliyim, Son derece sakin, iyi niyetli bir tavır karşısında, böyle bir tepki ile karşılaşmıştık. Benim gözüm tekrardan güvenlik müdürünü aradı ama ulaşamadım. Daha sonrasında kız arkadaşım okula girdi ve merkezde bulunan güvenlik müdürüne olayı aktardı. Ben kapının önünde beklerken güvenlik kulübesine bir telefon geldi ve o braveheart bir anda kediye döndü ve savunma yazmak üzere merkeze doğru yürümeye koyuldu. Bana telefon eden kız arkadaşım kaydını buradan telefonla yaptılar girebilirsin içeri dediğinde, ziyaretçi kartımı zafer kazanmışçasına o çok agresif bayan güvenlikçiden ezici bir tavırla aldım ve içeride karşılaştığım braveheart a ziyaretçi kartımı, hani almıyordun beni içeriye, hani nerede o edalar dercesine, gözüne sokarcasına ona doğru sallaya sallaya kız arkadaşımın yanına gittim.
Şimdi anlaşılmıştır özel güvenliklere olan sinirim, nefretim. Siz kendinizi Şerif mi zannediyorsunuz da bu hareketleri yapıyorsunuz diye seslenmek istiyorum, sevgili özel güvenlikçi artist arkadaşlara. Ne oldum delisi değil öncelikle adam olun.
Şimdi fark ettim de hala çok sinirliyim ve sevmiyorum özel güvenlik arkadaşları. Bazıları niye genelleme yapıyorsun diyordur içinden eminim. Benim alakalı olduğum 3 özel güvenlikten 2 si böyle çıktı benim suçum yok.
İyi olan özel güvenliklere sesleniyorum, aranızda böyle artistler varsa, artist ne arar la kulübede, içinizde lütfen öğütün bu tarz insanları. Kraldan çok kralcı, güvenlikten çok artist olamayın.

Bu arada, Behzat Ç. abimin bir yorumu var konuyla ilgili, aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

Mutluyum Türküm Diye!!!

Nereden başlasam dökülmeye bilemedim. Saatlerimiz 23.55 i gösteriyor. tarih 12.10.2010 Yer Haydarpaşa’dan gelip Bilecik, Bozuyük, Eskişehir, Ankara istikametine giden Anadolu Ekspresi. Hayatımdaki birçok Anadoludan biri. Birçok derken mesela Anadolu lisesi, Anadolu Üniversitesi, Anadolu Haber Gazetesi, Eskişehir Anadolu Gazetesi ve Anadolunun güzide şehirlerinden "Canım" Eskişehir.

Aklımda uzun zamandır bir konu vardı,

Neydi?

Sanırsam şizofrenik bir iç ses yaşıyorum yine.

Türk milletinin kendisiyle övünebilmek için her şeyi konu edinmesi yada daha farklı bir bakış açısıyla bakıp söylersek, Bu ancak bizim Türklerde olur mantığı.

Ne ilginçtir bende çok yapmışımdır bu muhabbeti. Hatta kendimle özdeşleştirip yapmışlığım bile vardır. En nihayetinde tipik Türk erkeği modülüne sahip bir mahlukum bende.

Örnek verecek olursak bu ancak bizde olur abi! sendromuna, en yakın zamanda yaşadığım bir olayı anlatabilirim. Minibüs içerisindeyim ön koltukta oturuyorum, yani muavinlik makamına erişmiş durumdayım istemesem de. Evet birçoğumuzun başına bu gelmiştir ve birçoğumuzun aklından bu ancak Türklerde olur şeklinde bir düşünce geçmiştir. Genel anlamıyla baktığımızda canım milletim böyle saçma sapan bir şeyden bile kendine pay çıkarıp, kendinin farklı olduğunu anlatıyor kendisine.

Peki neden?

Bende bilmiyorum neden olduğunu, belki üzerinde araştırma yapılabilecek bir konudur, belki de benimde bu konuyu böylesine ciddiye almam yine aynı mantıkta bir yaklaşımdır.

Olsun!

Nasıl bir yaklaşım olursa olsun, beni rahatsız etmiş bir kere, yazmazsam rahat edemem.

Ben şu durumu anlamıyorum,

Adamın biri Ferrari’ye tüp taktırmış!!!

Eeee...

Kim miş???

Almanya'da bir Türk.

Helal olsun ona. Bizde bununla gurur duyarcasına birbirimizle paylaşıyoruz kulaktan kulağa.

Bir nevi ağlanacak halimizden kıçımıza bakma emrini alıyoruz.

Ne anladık peki bu işten? Bu adam iyi yaptığı için mi anılıyor milyonların dilinde, yoksa yaptığı işin Guinness rekorlarında yer alabilecek bir hareket olduğundan mı kaynaklı. Hakarete mahal vermek istemedim siz anladınız ne rekoru olduğunu.

Ben, benim ülkemin tüm olaylara karşı bu mantık çerçevesinde yaklaşımda bulunduğunu düşünüyorum ve bu mantık sebebiyle kaybeden durumda olduğumuzu fark edemediğimizi sentezliyorum.

Hemen Örnek verelim ufaktan ufaktan.

2008 Avrupa Futbol şampiyonası. Hala tüylerim ahenkle diken diken oluyor. Tek bir maçı değil bir kaç maçı son saniyede geri çevirdik veya kazandık. Tüm dünyada futbol otoritelerinin gözü kulağı Türkiye maçına kitlendi. Olağan üstü maçlar çıkarıyorduk arka arkaya. Şimdi 2008 Avrupa Kupasını izleyen tüm Türklerde şöyle bir kanı var eminim. Ne oynamıştık be!

Maalesef hiç iyi oynamamıştık aslında, sadece şansımız yaver gitmişti ve aslında kupayı alamamıştık yine yeni yeniden...

Yine yeni yeniden ilk beşte olmakla gurur duymuştuk ve hala duymaktayız da aslında.

Belki anlatmak istediklerimin çoğunu özetledim bu örnekte.

Zaten uykumda geldi.

Yazım bitti.

Yazasım bitti.

Yakında aklımdaki diğer konuyu yazıp ekliyorum yazılarıma bir yenisini.

Bunu saymayız yenisini bekleriz tadında bir yazı olmasa da anlattım derdimi, hafif bir rahatlama oldu içimde.

Bu arada sevgili özel güvenlikçi arkadaşlar, sizden nefret ediyorum. Hemen hemen hepinizden.