29 Ağustos 2010 Pazar

Ciddi anlamda: Kodummu Oturturum!!!

İlk yazımı yazdığımın üstünden aylar geçmiş. İkinci yazımda söylemiştim. Birazcık tembelim diye, yazı sıklığımdan anlaşıldığı üzere. Aslında yazı yazmamla da pek anlaşılacak bir durum değil bence. O günlerden sonra çok şey değişti aslında hayatımda. Mesela o günlerde sevgili ev arkadaşım Akif vardı.


Ne oldu?

-Korkacak bir şey yok. Vatani görevini ifşa etmek için artık çok uzaklarda.

Sonra ne oldu?

-Bir şey olmadı. Kira ağır geldi, Erasmuşlu bir arkadaş edindik yerine. Sevgili Litvanyalı kardeşimiz, okunuşuyla Ayvaras. Sessiz sakin bir çocuktu. Çocuktu? Evet, çünkü onunda memleketine döndüğünün 2. haftası falan oldu. Hatta lunapark manzaralı odamdan ayrılışımın da 2. haftası oldu. Evet 1. senesini doldurduktan birkaç ay sonra evden ayrılmış bulunuyorum.

Şimdi tek başımayım. Tek odası olan muazzam bir lüksle donatılmış evimdeyim. Bu lükse düşkünlüğümden değil, Eskişehir’deki stüdyo tarzdaki evlere yüklenilen saçma sapan imajdan dolayı, baktığım yaklaşık 60 küsür evin hepsi aynıydı. Gelgelelim kiraları farklı farklıydı. Şimdi müfredatta mıdır bilinmez mantık dersi gibi bir açıklama getirelim şu kira işine. Aynı muhitte baktığım 30 adet daire. Hepsi yaklaşık olarak aynı özellikte. Size birkaçından söz edeceğim. Farkı kendiniz görün. Tam bir reklam sloganı gibi oldu. Farkı fiyatında!!!

İlk olarak benim çıkmak zorunda kaldığım, hatta bırakıldığım 3+1 olan dairemin kirası 450 tlydi. Ortalama olarak iyi bir fiyat oturduğum muhitte. 3 arkadaş, 150 tl kelle başı, iyi iyi.

Tek başıma bir eve çıkacağım, normal olarak masraflar artacak. Hiç bir taşınmaz sahibinin, benim gözümün yaşına… çok ağır bir laf oldu, ne ağlayacağım be, cümleyi kesemin sıkıntısına bakmayacağını çok iyi biliyorum sözleriyle bağlayayım. Artık işimde yok. Sevgili emekli babam hala benim yüzümden çalışıyor, onun katkılarıyla tutacağım bu yeni evi.

Anlaşılacağı gibi 150 tlden biraz fazla olacağı su götürmüyor hiçbir yana. Tamam sistemini sevdiğimin ülkesinde buna da tamam. En nihayetinde ev bakmaya başladım.

İlk ev, ilk heyecan.

-Merhaba iyi günler!!!

-Ehi günlerrr.

-Immgg ben kiralık daire ilanınız için aramıştım. Fiyat öğrenmek istiyordum??? (heyecanlanmışım)

-Evet canım, öğrenci misiniz?

(Bir düşüneyim… Ben şimdi öğrenci miyim? Yaşıtlarımın çocukları var, okul bitmiş, iş güç sahibiler, arabaları var, hem de Honda, kıskançlıktan değil sadece güzel araba, 5 yılda 15 tane farklı işte çalışmış durumdayım, bütün hepsi branşım dışında, yeni meslek edindim; tasarımcıyım, 5 yılda 8. evimi arıyorum hem de tek başıma, Ekonometriden kaldım bu nedenle bir dönemim daha uzadı, senene len öğrenciyim, değilim. Ne olacak öğrenciysem bu sana daha rahat geçirme imkanı mı sunacak. Bunun için mi bu telkin? Cevap veriyorum A canım diyen yumuşak diline gurban, rahatça geçirebilirsiniz, öğrenciyim. Ama bir yuva kurayım burnunuzdan getirmezsem ne olayım.)

-Evet öğrenciyim.

-Nerede okuyorsunuz?

(Allahım terliyorum, saatlerdir sokak sokak geziyorum ev sahibinden fazla sayıda bulunan emlakçıların, bir kira bedeli azabından sıyrılabilmek için güneşin o kavurucu sıcağında, ev sahibi adayının sorduğum soruya verdiği cevaba hazır cevap bir tavır takınmak istiyorum. Ama ya kira uygunsa?)

-Anadolu Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü öğrencisiyim.

(Akademik olsun ki adam sansınlar. Halbuki daha diplomasını almamış işsiz adayıyım desem tam yeridir.)

-Eveeet, güzel.

(Bre insafsız, güzelde kontör döküldü bitti. İnat etme çıkar baklayı dilinle damağının arasından, daha aranacak 59 tane aday var, evini tutacağım sadece, Allah korusun kızını istemedim ki.)

-Teşekkürler, dairenin kirası ne kadar acaba?

-Şimdi biz 450 tl istiyoruz, bir kira bedeli de depozito.

-Evet. (Ne dedi len o? 450 mi dedi. Satılık ilanımıydı ki o? 1+1 değil mi oğlum bu ev? Bakayım, 1+1 o ne len 450, heeeee ben yanlış aramışım, morkıç hesabı bir şey bu, 450 tl veriyorsun her ay 10 yılda ev senin oluyor. Yok ya Eskişehir’den niye ev alayım ki ben. Depozito ne ki? Normal kiralık ev len bu. Anam anam, boğazı görüyor olmalı ondandır.)

-Teşekkürler, iyi günler.

(Telefon anında kapatılır. Çünkü 450 tl kirası olan dairenin köntörüde çok düşüyor.)

Bu aramadan sonra yaklaşık 30 adet telefon görüşmesi daha yaptım. Sonuç olarak elimdeki ev sahibi numaralarının yanında, maksimum 550 tl, minimum 350 tl kira + depozito yazıyor.

Sanırsam bu gerçekten bizim suçumuz. Bir şekilde bu fiyatları ödeyen insanlar var ve ev sahipleri bu cüreti kendilerinde görüyorlar.

Şimdi P ise Q dediğimiz zaman, ben 450 tl kirada 3+1 evde 3 kişi kalıyorum, tek başıma 1+1 eve minimum 350 tl kira verdiğimde ben insan mıyım?

Evet insanım sanırsam. Hem de sinirli, kazıklanmış duygusunun yoğunluğunu ense kökünde hisseden bir insanım. 2 haftaya yakın bir zaman diliminde sokak sokak ev aradıktan sonra, 325 tl kira vermeyi kabullenmiş bir insanım. Şimdi o evde yazı yazan, 325 tl nin hakkını vermek için her köşesine ayak basmaya çalışan bir insanım. Henüz doğal gaz aboneliğini 260 tl depozitosu olduğu için yaptıramamış bir insanım, internet borcunu ödemediği için interneti olmayan, buzdolabında sadece su ve mayonez olan, sallama çayla mide dolduran, babasını hala çalıştırmak zorunda bırakan, sevgilisini dersleri nedeniyle bekleten, sevdikleriyle arasında 250 km mesafe bırakan, arkasına baktığında 5 senelik periyoda üzülen, seçme sınavında iyi yerleştirilen, yerleşirken mutlu, yerleştirildikten sonra pişmanlık duyan, mezun olmayı bekleyen, beklerken düşünen, düşündükçe küçülen, küçüldükçe sığışamayan, sığışamadığı şehirde kalmak istemeyip o şehirde ev tutan, sevgili Umut Sarıkaya’nın çizdiği mutsuzluk karikatürlerindeki mutsuz, umutsuz, kahvaltı yaparken ekmeğine su dökülen, yazdığı yazıyı silerken kağıdı yırtılan, Jack’in dışlanmışlık hissi olan, yaşlanmış bir gencim ben.

Ne bunaltılı bir yazı oldu. Diğer yazılarımdakinden fazla bahsettim kendimden. Halbuki olayları yazmaya çalışıyorum ben, olayların içinde süzülen karakteri karikatürize ediyorum bir nevi. Eminim ki benim yaşadıklarımın kat ve kat fazla beterini yaşamış insanlar çoktur. Yazıyorum yaşadıklarımı, beter bir hayata sahibim, çok kötü durumdayım diye değil, sadece şakalaşıyorum yaşadıklarımla ama bir şeyler söylüyorum boşa gitmesin. Boşa dönmesin wordün harf sayacı diye. Bitirelim yazıyı artık. Uyku vakti geldi de geçiyor yamacımdan, yaz saati uygulaması başladı okulda, anlayacağınız üzere yaz okulu, erken saatte dersler. Mezuniyete adım adım yaklaşıyorum ama koşmak şuan için benim gayem. Öğrencilik neymiş anladım, yeni heyecanları tatmak için gün sayıyorum. Sevgili TSK bünyene kabul et beni, kısa dönem şafağı saymak için ter dökeceğim sınavlarımda. Yaktın beni Mustafa Hoca, yaktın beni ekonometri, yaktın beni iktisat, yaktın beni yüksek yerleştirme birimi, yaktın.

Yeni bir güne merhaba!

Son yazdığım yazıyı okudum üzerinden epeyce bir zaman geçmiş. Sanırsam her konuda olduğum gibi yazma konusunda da tembelim. İnsanın kendini tanıması ve kendisiyle barışık olması, karşısındaki insanları ne kadar sinir etse de güzel bir şey bence. Yani tembellik güzel değil kendini tanımak güzel bir şey. Bu cümlenin sonuna teknolojinin bize getirdiği en büyük faydalardan biri olan, benim çocukluğumda çöp adam olarak adlandırdığımız tipin yan duran ve modern olan halini yerleştirmeyi çok isterdim.
-Eeee ?

-Niye koymadın?

-Niye koymak istemedin?

Niye koymak istemedim? Çünkü zaten gayri resmi olan yazılarımın iyice cılkını çıkartıp msn yazısı haline çevirmek istemedim. Bu açıklamadan sonra çok mu değişik bir şey oldu? Hayır. :)

Neyse yine, yeni, yeniden, dağıttım daha konuya başlamadan. Bu yazımda yaklaşık 45 gündür, takriben 1,5 aydır çektiğim eziyetin mimarlarını size gururla sunacağım.

Nedir bu çektiğim çile?

Öğrencilik hayatında çalışmak güzel bir şeydir. Az da olsa seviyorsan yaptığın işi tadından yenmez hale gelir. Ben 2 yıl boyunca üniversitemin gazetesinde sayfa tasarımı bölümünde çalışmış ve bundan oldukça keyif almış bir eski gencim. Çalışmayı sayın devlet büyüklerimizin koyduğu bir yasayla bırakmak zorunda kaldım. Çalışmayı bırakmak zorunda kaldığım için üzüldüm mü?

-Hayır… Evet!..

-Neden?

Çünkü 2 yıl boyunca çalıştığım gazeteden çıktığımda nihayet öğrenciliğimin gereklerinden biri olan ders çalışma işleminin ne kadar gerekli olduğunu anlayacak ve biran önce mezun olabilmek için bu çalışmaları hızlandıracaktım. Öylemi oldu peki?

-Evet, oldu.

Fakat içimdeki sayfa tasarımcı yine tembellik yapıp saat 12-1-2’ye kadar uyuduğum günlerden birinde, saygıdeğer hocam ve eski yazı işleri müdürümün beni telefonla arayıp yerel bir gazetede iş var ilgilenir misin? diye sormasıyla tekrardan canlandı. Heyecanlanmıştım, tekrardan çalışacaktım, fakat özel sektörün böyle olduğunu ben nereden bileyim? Nasıl bilmezsin, bal gibide biliyordun. Evet biliyordum nelerle karşılaşacağımı. Sigortasız bir iş teklifi, 450TL maaş ve en önemlisi öğle yemeği yok. Aslında daha da önemlisi hiç tatil yok. Deliye her gün bayram misali.

Ve görüşmeler sonunda sadece 100TL kopartıp maaşımı 550TL’ye çektim. Evet işe başlıyordum. Hatta başladım, hatta başladım kullandığım programın eski çalıştığım programın sürümünden düşük olması ve eski çalıştığım yerdeki cillop gibi MAClerin yerinde pısırık PClerin oturuyor olması, F klavyenin üstünde kuğuların uçuşması, çok zorlanıyorum. Sanki ilk defa PC görmüş gibiyim. Halbuki hayatımda MACler sadece o gazetede kullandığım aletlerdi. Evimde PC kullanıyorum, şuanda olduğu gibi. Fakat o program açıldığında, haber metinleri, spotlar, başlıklar, fotoğraflar, resolation ayarları, pdf ayarları, renk açma, dekupe, o tütün kokulu tasarım odasında bir şeyler oluyor bana. Kafam hep f klavyede ve soldan pencere kapatmalı macosX işletim sisteminde. Çok mu iyi kullanıyorum macosX’i ?

-Hayır!

Fakat ilk olarak tasarımı böyle öğrenmişim ve iki yıl boyunca o koca pırıl pırıl G5 kasaların yanında duran o zarif, şimdilerin tabiriyle slim klavye ve en köşede f tuşu, buna alışmışım ben. Yapamıyorum, ctrl tuşu oynar başlıklı olmuş bir klavyeyle. Mükemmel bir hızda çalışan iki adet tasarımcı oturuyor arkamda, sanırsam ctrl tuşunun akibeti çözümleniyor kafanızda. Ben bu hızı şöyle tanımlayayım. Ablalar tasarımı yapıyor, sigara yakıyor, içiyor, bitiriyor ve anca bilgisayar yapılan işlemleri o sigaranın söndürülmesi sonunda algılıyor ve komutları yerine getiriyor.

Yavaş yavaş eziliyorum, küçülüyorum klavye seslerini duydukça, q klavye bana kıs kıs gülüyor sanki, bu ne narin dokunuş bebem dercesine.

En nihayetinde ilk ayımın sonlarına yaklaşırken sadece 2 gün tatil yapabilmiş olmamın gerginliği üzerimdeyken hızımı fark ediyorum. Artık q klavye benden korkuyor, oldukça agresifim ona karşı. Günde 5-6 sayfa yapıyorum 12 sayfalık gazetede, 3 tasarımcı olmamıza rağmen. Evet alışmıştım artık bu tempoya fakat ruhum bedenimin dışına çıkmak istiyor, o da ne, sıkılıyor muyum?

-Hem evet hem de hayır.

Başında da söylemiştim yazımın, seviyorum çok olmasa da bu işi fakat çalışma ortamı, insanlar, tavırlar, derslerimin ağırlaşması, artık istemiyorum burada kalmak. Sanırsam bırakacağım. Derslerim benim için bu zaman aralığında çok önemli. İki yılımı verdim hem de seve seve, üniversitedeki gazeteme. Fakat ne oldu, bir çok dersimden kaldım, yaz tatillerimi hiçe saydım, sevdiğim insanlarla daha az birlikte oldum fakat elimde öğrendiklerimden başka ne kaldı? İşi bıraktığıma dair imza attırıldığım a4 boyutundaki bilgisayar çıktılı kağıt.

Şimdi başta da dediğim gibi 45 gün oldu çalışmaya başladığım. Yani maaşımı alalı 15 güne yakın bir zaman olmuş olmalıydı. Peki ne oldu dersiniz? “100TL”

Yani o ıkına sıkına arttırmak için çabaladığım 450TL’yi arttırdığım miktarı alabildim hem de maaş günümün üzerinden 15 gün geçmesine rağmen avans olarak.

Şimdi sinirleniyorum. Ülen ben size avans verdim 15 gün sen kimin avansını kime dillendiriyorsun. Verin kardeşim benim paramı. O kadar emek döktüm ben. Kıçı kırık sandalyenizde benim belim büküldü. Duymuyor muyum ben yaptığınız reklam anlaşmalarınızın miktarlarını. Hangi yüzle para yok kasada diyebiliyorsunuz? Sevgili özel sektör temsilcileri sizi. Şuanda anladığım kadarıyla bana muhtaçsınız. (Çokta mütevaziyim.) Çünkü benden önce aldığınız tasarımcı, en son bana soru soruyordu, bunu nasıl yapabiliriz diye. Yazı işleri müdürünüz yetişemiyor tasarıma ve yıldırdığınız eski tasarımcınız kapınızdan geçmek istemiyor. Sizi terk etmek istiyorum. Sizin beni 15 gündür yolda bıraktığınız gibi bende sizi yolda bırakmak istiyorum. Ama paramı yani emeğimi verin istiyorum, sizi öyle bırakacağımı anladınız değil mi? Bunun için zaten bu para yok nameleri. Yarın paramı 7. kez isteyeceğim. Normalde emeğimi yedirtmem kimselere ama eğer vermezseniz, Allah ile kulun arasına girmem bir adım dahi. Anlamışsınızdır umarım.

Şimdi siz yazımı okuyan ve bir anlam çıkarmaya çalışan sevgi kelebekleri, size sesleniyorum. Çalışıyor musunuz bilmem, fakat çalışmıyorsanız benim düştüğüm şu hatalara düşmeyin. *Bakınız alttaki cümle.

1- Özel sektörde işe girecekseniz, sigortanızı isteyin.

2- Özel sektörde işe girecekseniz, maaşınızı konuşun ve kesin olarak belirleyin.

3- Özel sektörde işe girecekseniz, maaşınız için sözleşme yapın.

4- Özel sektörde işe girecekseniz, işvereninizden utanmayın. Çünkü o sizden daha utanmazdır.

5- Özel sektörde işe girecekseniz, tatil günlerinizi kesin olarak konuşun ve fazladan çalışabileceğiniz günler için ek mesai ücretlendirmesini talep ediniz.

6- Özel sektörde işe girecekseniz, bir daha düşünün, kamuda paranız peşin veriliyormuş.

7- Özel sektörde işe girecekseniz, girmeyin. Elinizi kaptırmak, kolunuza, kolunuzu kaptırmak, gövdenize, gövdenizi kaptırmak tüm vücudunuza ve en sonunda ruhunuza mal olabilir.

8- Bun elde etmek isteyenlerden uzak durun ve elde edilmek üzere olanları uyarın.

Sonlara doğru biraz sert oldu, sanırsam şuan ki ruh halimle alakalı.

Gelgelelim çoğu vatandaşımızın bildiği bir sözle yazımızı bitirelim.

İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz. ( Hz. Muhammed (S.A.V.)