Son yazdığım yazıyı okudum üzerinden epeyce bir zaman geçmiş. Sanırsam her konuda olduğum gibi yazma konusunda da tembelim. İnsanın kendini tanıması ve kendisiyle barışık olması, karşısındaki insanları ne kadar sinir etse de güzel bir şey bence. Yani tembellik güzel değil kendini tanımak güzel bir şey. Bu cümlenin sonuna teknolojinin bize getirdiği en büyük faydalardan biri olan, benim çocukluğumda çöp adam olarak adlandırdığımız tipin yan duran ve modern olan halini yerleştirmeyi çok isterdim.
-Eeee ?
-Niye koymadın?
-Niye koymak istemedin?
Niye koymak istemedim? Çünkü zaten gayri resmi olan yazılarımın iyice cılkını çıkartıp msn yazısı haline çevirmek istemedim. Bu açıklamadan sonra çok mu değişik bir şey oldu? Hayır. :)
Neyse yine, yeni, yeniden, dağıttım daha konuya başlamadan. Bu yazımda yaklaşık 45 gündür, takriben 1,5 aydır çektiğim eziyetin mimarlarını size gururla sunacağım.
Nedir bu çektiğim çile?
Öğrencilik hayatında çalışmak güzel bir şeydir. Az da olsa seviyorsan yaptığın işi tadından yenmez hale gelir. Ben 2 yıl boyunca üniversitemin gazetesinde sayfa tasarımı bölümünde çalışmış ve bundan oldukça keyif almış bir eski gencim. Çalışmayı sayın devlet büyüklerimizin koyduğu bir yasayla bırakmak zorunda kaldım. Çalışmayı bırakmak zorunda kaldığım için üzüldüm mü?
-Hayır… Evet!..
-Neden?
Çünkü 2 yıl boyunca çalıştığım gazeteden çıktığımda nihayet öğrenciliğimin gereklerinden biri olan ders çalışma işleminin ne kadar gerekli olduğunu anlayacak ve biran önce mezun olabilmek için bu çalışmaları hızlandıracaktım. Öylemi oldu peki?
Fakat içimdeki sayfa tasarımcı yine tembellik yapıp saat 12-1-2’ye kadar uyuduğum günlerden birinde, saygıdeğer hocam ve eski yazı işleri müdürümün beni telefonla arayıp yerel bir gazetede iş var ilgilenir misin? diye sormasıyla tekrardan canlandı. Heyecanlanmıştım, tekrardan çalışacaktım, fakat özel sektörün böyle olduğunu ben nereden bileyim? Nasıl bilmezsin, bal gibide biliyordun. Evet biliyordum nelerle karşılaşacağımı. Sigortasız bir iş teklifi, 450TL maaş ve en önemlisi öğle yemeği yok. Aslında daha da önemlisi hiç tatil yok. Deliye her gün bayram misali.
Ve görüşmeler sonunda sadece 100TL kopartıp maaşımı 550TL’ye çektim. Evet işe başlıyordum. Hatta başladım, hatta başladım kullandığım programın eski çalıştığım programın sürümünden düşük olması ve eski çalıştığım yerdeki cillop gibi MAClerin yerinde pısırık PClerin oturuyor olması, F klavyenin üstünde kuğuların uçuşması, çok zorlanıyorum. Sanki ilk defa PC görmüş gibiyim. Halbuki hayatımda MACler sadece o gazetede kullandığım aletlerdi. Evimde PC kullanıyorum, şuanda olduğu gibi. Fakat o program açıldığında, haber metinleri, spotlar, başlıklar, fotoğraflar, resolation ayarları, pdf ayarları, renk açma, dekupe, o tütün kokulu tasarım odasında bir şeyler oluyor bana. Kafam hep f klavyede ve soldan pencere kapatmalı macosX işletim sisteminde. Çok mu iyi kullanıyorum macosX’i ?
-Hayır!
Fakat ilk olarak tasarımı böyle öğrenmişim ve iki yıl boyunca o koca pırıl pırıl G5 kasaların yanında duran o zarif, şimdilerin tabiriyle slim klavye ve en köşede f tuşu, buna alışmışım ben. Yapamıyorum, ctrl tuşu oynar başlıklı olmuş bir klavyeyle. Mükemmel bir hızda çalışan iki adet tasarımcı oturuyor arkamda, sanırsam ctrl tuşunun akibeti çözümleniyor kafanızda. Ben bu hızı şöyle tanımlayayım. Ablalar tasarımı yapıyor, sigara yakıyor, içiyor, bitiriyor ve anca bilgisayar yapılan işlemleri o sigaranın söndürülmesi sonunda algılıyor ve komutları yerine getiriyor.
Yavaş yavaş eziliyorum, küçülüyorum klavye seslerini duydukça, q klavye bana kıs kıs gülüyor sanki, bu ne narin dokunuş bebem dercesine.
En nihayetinde ilk ayımın sonlarına yaklaşırken sadece 2 gün tatil yapabilmiş olmamın gerginliği üzerimdeyken hızımı fark ediyorum. Artık q klavye benden korkuyor, oldukça agresifim ona karşı. Günde 5-6 sayfa yapıyorum 12 sayfalık gazetede, 3 tasarımcı olmamıza rağmen. Evet alışmıştım artık bu tempoya fakat ruhum bedenimin dışına çıkmak istiyor, o da ne, sıkılıyor muyum?
-Hem evet hem de hayır.
Başında da söylemiştim yazımın, seviyorum çok olmasa da bu işi fakat çalışma ortamı, insanlar, tavırlar, derslerimin ağırlaşması, artık istemiyorum burada kalmak. Sanırsam bırakacağım. Derslerim benim için bu zaman aralığında çok önemli. İki yılımı verdim hem de seve seve, üniversitedeki gazeteme. Fakat ne oldu, bir çok dersimden kaldım, yaz tatillerimi hiçe saydım, sevdiğim insanlarla daha az birlikte oldum fakat elimde öğrendiklerimden başka ne kaldı? İşi bıraktığıma dair imza attırıldığım a4 boyutundaki bilgisayar çıktılı kağıt.
Şimdi başta da dediğim gibi 45 gün oldu çalışmaya başladığım. Yani maaşımı alalı 15 güne yakın bir zaman olmuş olmalıydı. Peki ne oldu dersiniz? “100TL”
Yani o ıkına sıkına arttırmak için çabaladığım 450TL’yi arttırdığım miktarı alabildim hem de maaş günümün üzerinden 15 gün geçmesine rağmen avans olarak.
Şimdi sinirleniyorum. Ülen ben size avans verdim 15 gün sen kimin avansını kime dillendiriyorsun. Verin kardeşim benim paramı. O kadar emek döktüm ben. Kıçı kırık sandalyenizde benim belim büküldü. Duymuyor muyum ben yaptığınız reklam anlaşmalarınızın miktarlarını. Hangi yüzle para yok kasada diyebiliyorsunuz? Sevgili özel sektör temsilcileri sizi. Şuanda anladığım kadarıyla bana muhtaçsınız. (Çokta mütevaziyim.) Çünkü benden önce aldığınız tasarımcı, en son bana soru soruyordu, bunu nasıl yapabiliriz diye. Yazı işleri müdürünüz yetişemiyor tasarıma ve yıldırdığınız eski tasarımcınız kapınızdan geçmek istemiyor. Sizi terk etmek istiyorum. Sizin beni 15 gündür yolda bıraktığınız gibi bende sizi yolda bırakmak istiyorum. Ama paramı yani emeğimi verin istiyorum, sizi öyle bırakacağımı anladınız değil mi? Bunun için zaten bu para yok nameleri. Yarın paramı 7. kez isteyeceğim. Normalde emeğimi yedirtmem kimselere ama eğer vermezseniz, Allah ile kulun arasına girmem bir adım dahi. Anlamışsınızdır umarım.
Şimdi siz yazımı okuyan ve bir anlam çıkarmaya çalışan sevgi kelebekleri, size sesleniyorum. Çalışıyor musunuz bilmem, fakat çalışmıyorsanız benim düştüğüm şu hatalara düşmeyin. *Bakınız alttaki cümle.
1- Özel sektörde işe girecekseniz, sigortanızı isteyin.
2- Özel sektörde işe girecekseniz, maaşınızı konuşun ve kesin olarak belirleyin.
3- Özel sektörde işe girecekseniz, maaşınız için sözleşme yapın.
4- Özel sektörde işe girecekseniz, işvereninizden utanmayın. Çünkü o sizden daha utanmazdır.
5- Özel sektörde işe girecekseniz, tatil günlerinizi kesin olarak konuşun ve fazladan çalışabileceğiniz günler için ek mesai ücretlendirmesini talep ediniz.
6- Özel sektörde işe girecekseniz, bir daha düşünün, kamuda paranız peşin veriliyormuş.
7- Özel sektörde işe girecekseniz, girmeyin. Elinizi kaptırmak, kolunuza, kolunuzu kaptırmak, gövdenize, gövdenizi kaptırmak tüm vücudunuza ve en sonunda ruhunuza mal olabilir.
8- Bun elde etmek isteyenlerden uzak durun ve elde edilmek üzere olanları uyarın.
Sonlara doğru biraz sert oldu, sanırsam şuan ki ruh halimle alakalı.
Gelgelelim çoğu vatandaşımızın bildiği bir sözle yazımızı bitirelim.
İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz. ( Hz. Muhammed (S.A.V.)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder